14 Şubat 2012 Salı

St. Valetine ve torunlari...

Iste yine bir 14 Subat geldi catti. Herkes bir kosturmacada gunlerdir. Kimi alisveris telasinda, kimi bu aksam nerede yemek yiyecegini dusunuyor, rezervasyonlar yaptiriyor. Her yerde kirmizi kalpler, kirmizi renkler var tahmin ediyorum. Keza, uzun zamandir, AVM ve benzeri yerlerde pek dolasmadim. Mesela, buradaki gibi, vitrinler suslenmis, indirim ve kampanya yazilari asilmis, musterileri, magazalara cekmek icin hersey yapilmistir sanirim.

Belki biraz klise olacak ama, tuketim ekonomisi ve gunu haline gelmis bu tarihler maalesef herkes icin mutlu ya da sevincli anlarin gostergesi olamiyor. Bir yandan tuketirken, diger yandan bu tuketimin bir parcasi olmayan, olamayan kisiler de, makus talihlerini yasamaya devam ediyorlar. Aslinda, kimi de bu tur gunlerin cok meraklisi degil. Yani, her turlu imkani olup da, pijamasini ve terligini giyip, tv karsisinda, sevgilisi, esi ile gecirmeyi sevenlerin de oldugunu biliyorum. Tamamen tercih meselesi. Kimseyi yargilamam, bana da dusmez.

365 gunde 1 sevgilisini hatirlayan insanlar yerine, 364 gun hatirlayip, 1 gun unutan biri olmayi isterdim. Evet, evet, bildigimiz unutmak. Isten eve geldigimde, esofmanlarimi giyip, saclarimi darmadagin sekilde toplayip, siradan bir gun gibi, yemek yapmak, sofrayi hazirlamak ve sonrasinda da, kanapeye oturup, tv'deki maci izlemek, belki de bir diziyi...

Bugun annemi sevdigimi soyledigim ufak bir paragraf paylastim Facebookta. Soyle demisim :  

"Muhim olan ne sevmek, ne sevilmek, ne de sevdiginin insan olmasi. Muhim olan, sevgide emek ve yurek var mi, onu cok iyi anlamak gerek! Topraga yeni ekilen bir fidanin agac oldugunu gorebiliyor ve kendinle gurur duyuyorsan, iste en buyuk sevgi budur. Annemin beni bugunlere getirdigini gordugunde, gozundeki isilti, yuregindeki hafif carpinti ve gurur duymasi gibi. Seni seviyorum Anne'm..." 

Hayatimda kim olursa olsun, kalbimin ilk ve tek sahibi her zaman Anne'm olacak. Bana can veren, 9 ay karninda tasiyan, bugunlere gelmem icin elinden geleni yapayan, yemeyen yediren, giymeyen giydiren O'ydu cunku. Sevgilerin en buyugu de Anne Sevgisi'dir. Bundan daha farkli bir dusuncesi olan da yoktur tahmin ediyorum.

Tek istegim, bugun bitip de, tarihler 15.02.2012'yi gosterdiginde, Cinderella misali, cok $ik seyler, bir anda balkabagina donusmesin. Nasil basladiysa, gittigi yere kadar bu sekilde gitsin. Hayat, gercekten cok kisa ve ne kadar omrumuzun oldugunu, nerede ve nasil sonlanacagini maalesef bilemiyoruz. Bilsek ne olurdu? Bence, cok daha guzel sekilde yasardik. Belki, kimseyi kirmaz, seni seviyorum sozunu cok daha fazla kisiye ya da seye soylerdik. Daha saygili, daha anlayisli, herseye ragmen daha guleryuzlu, daha sevecen, daha paylasimci olurduk. Birbirimizin kiymetini bilir, ezmeden, istismar etmeden yasamanin yollarini ogrenirdik belki de. Bize bicilen rol ve oynadigimiz oyun, gunu gelip de bittiginde, yani perde kapandiginda, nefretle degil, en guzel sekilde hatirlanmak guzel olmaz miydi? 

Gunumuzde, sevgiler, arkadasliklar cok cabuk tuketiliyor. Pop kultur dedigimiz de bu iste. Bundan 20-30 sene once, bir erkek, sevdigi ya da arkadas olmak istedigi bir kadinin elini tutmak icin 6 ay beklermis. Ya simdi? Gunluk, gecelik, belki saatlik iliskiler ariyorlar. Sevmeye, aska zaman ve emek ayirmiyorlar. Neden? Bu sorunun cevabi kendimizde, dusunce ve hayata bakis acimizda. Hayati, ne kadar ciddiye alirsak, iliskilerimiz de o kadar kaliteli olacaktir. Inanin buna. Unutmayalim ki, 60 yasina geldigimizde, bir kase sicak corba yapacak biri yoksa yanimizda... Cami avlusunda toplanan kalabaligin bize ne fayasi olur ki? Baki'ni dedigi gibi, "baki kalan bu kubbede, hos bir seda imis!"

Mesela; Antik Roma'da'da, 15 Subat,yani gunumuzde de yarin, bereket tanrısı Lupercus'un onuruna, Lupercalia gunu olarak kutlanirmis. Bu gunde, Lupercus'un din adamları tanriya keci kurban ederlermis. Daha sonra kafalarinin uzerine koyduklari bir parca keci derisi ile Lupercus'u simgeleyerek, Roma sokaklarinda kosturup, karsilastiklari herkese dokunurlarmis. Genc kizlar, gonullu olarak ileri atilir ve bereket tanrisinin dokunusundan paylarini almaya calisirlarmis. Inanisa gore, bu dokunus sayesinde dogurganliklari kolaylasacakmis. Bizler, yine de cok cocuk degil, bakabildigimiz ve en iyi sekilde yetistirebilecegimiz kadar cocuk yapmanin dusuncesinde olmaliyiz.

Herkesin, Sevgililer Gunu kutlu olsun... 

Hamis : Sevildigin kadar sevilirsin, sevdigin kadar da buyursun, hatta buyutursun...

13 Şubat 2012 Pazartesi

Whitney Houston'in ardindan...

12.02.2012 Cumartesi. Yer; Los Angeles, Beverly Hilton Oteli. Basta CNN olmak uzere, dunya capinda yayin yapan onemli televizyon kanallari, SON DAKIKA haberini geciyor. "Whitney Houston, kaldigi otel odasinda olu bulundu!" Once,gozlerime inanamadim. dedim, bir yanlislik olmali. hemen, internette arastirma yapmaya basladim. Bu haberin yanlis oldugunu gosterecek baska bir haber ariyordum. Hayir, maalesef haber dogruydu ve dunya capinda 170 milyondan fazla album satan, 6'si Grammy Odulu olmak uzere 400'den fazla odul alan ve bu yuzden de Guinness Rekorlar Kitabi’na giren Whitney Houston olmustu. Ilk belirlemere gore, aldigi asiri alkol, bu kotu ve dramatik sonu hazirlamisti. Herkesin az cok bildigi gibi, 2007'de bosandigi esi Bobby Brown yuzunden uyusturucu ve alkole bagimli olmus ve bu yuzden tedavi bile gormustu. 

Muzik hayatina, 11 yasinda girdigi kilise korusunda baslamis; 22 yasinda ilk albumunu cikartmisti. 90'li yillarda, Kevin Costner ile basrolu paylastigi The Bodyguard filminde oynamis ve filmde soylemis oldugu pek cok sarki ile, uzun zaman listelerde 1 numara olarak kalmisti. Ozellikle I Will Always Love You adli parcasi, haftalarca listelerin en ust sirasinda yer almisti.

Yanlis hatirlamiyorsam, O'nu dinlemeye basladigim zaman, 1985 yilinda cikardigi Whitney adli album idi. Album icindeki butun sarkilari, defalarca dinler, boyle muhtesem bir ses karsisinda hayranligimi da gizleyemezdim. Belki, o sarkilarla asik olmus, o sarkilarin buyusune kendimi kaptirarak, onlarca hayal kurmus olanlardan sadece biriydim.

Benim icin baska bir onemi daha vardi Whitney Houston'in. 2 sene once once kaybettigim annem ile ayni gun dogmustu. 9 Agustos... Nedendir, bilmiyorum, belki de bu yuzden daha da cok sevmisimdir. Ama bildigim birsey varsa, o da, daha yapacak ve soyleyecek cok sarkisi olmasina ragmen, sevilen pek cok sarkici/sanatci gibi, O'nun da bu dunyadan ayrilisi, maalesef bir otel odasinda ve fazlaca aldigi alkol belki de uyusturucu yuzunden dramatik bir son ile oldu.

Henuz birkac ay once, Amy Winehouse da, evinde olu bulunmus. Olum nedeni, hala kesin olarak aciklanmasa da, uyusturucu oldugu dusunuluyor. Otel odasinda hayatini noktalayan ve pek coğumuzun sarkilarini dinledigi ya da filmlerini severek izledigi bazi isimler aklima geliyor. Jim Morrison, John Belushi, Janis Joplin, David Carradine, Oscar Wilde, Sid Vicious, Gary Moore... Hepsi de, kariyerlerinin ortasinda ya da henuz basinda iken, bu kotu sonu yasamislardi. Akillarda kalan en onemli isimlerden biri de; kendi dairesinde, henuz 28 yasinda iken, asiri dozda uykucu ilaci alarak, belki de kazara, hayatina son veren Heath Ledger idi... Oynamis oldugu son filmi The Dark Night'i izleyemeden, ardinda pek cok hayranini birakarak, bu dunyadan gocup, gitmisti. 

Whitney Houston, R&B sarkicisi, soz yazari, rapci ve dansci olan Bobby Brown ile evlenmis ve bu evlilikten, Kristina Bobbie adinda su anda 18 yasinda olan bir kiz cocugu dunyaya getirmisti. Iste bu evlilik, belki de, Whitney Houston'in bu dramatik sonunu hazirlamisti. Brown, Houston'i, bu uyusturucu batagina suruklmek ile defalarca suclanmis, hatta Whitney Houston sevenlerin de ofkesini kazanmisti. Ne yazik ki, uyusturucu belasina bulasanlar, her ne kadar rehabilatasyon ve terapi gorseler de, bu illetten %100 kurtulamiyor. Ozellikle, bu tur sanatcilar, kariyerlerinden dusmeye basladiklarinda, teselliyi, maalesef uyusturucu, alkol ve benzeri maddlerde ariyorlar.  

Whitney Houston'in, 30 senelik kariyerinde yapmis oldugu, kazandigi hersey, bir anda bitti iste. Ustelik, bu gece yapilacak 54. Grammy Odul Toreni gibi bir organizsyon varken. Basinda yer alan haberlere gore, odul toreninin yapimcisi Ken Ehrlich, torende Whitney Houston icin bir takım anma etkinligi yapacaklarini, ancak tamamiyla töreni buna ayiramayacaklarini belirtmis. Oysa, birkac gun once, kiziyla, havuzda yuzmus, beraber vakit gecirmis ve cok da mutluymus soylenildigine gore. Peki neden? Bir insan, bilerek, neden kendi hayatina bu sekilde son vermek ister? Herseye sahipken, ya da oldugunu dusunurken, neden boyle bir son hazirlar kendine ve sevdiklerine? 

Bu tur sanatcilar, kazandiklari un ve sohreti cogu zaman hazmedemiyor ve mutluluk ya da rahatlamayi, alkol ya da uyusturucuda ariyorlar sanirim. Ya da; herseye sahip olduklari icin, baska seyleri de denemenin ne demek oldugunu gormek, anlamak istiyorlar. Hicbirimizin yasantisi mukemmel degil. Whitney Houston da, kimbilir ne tur sorunlar ve dertlerle ugrasiyordu. Son birkac yildir, dusen grafigi, eskisi gibi populer olmamasi, eski gunlerini aratmis, belki de, bu yuzden cozumu, bu sekilde aramisti. Ama olmadi. Nasil olabilirdi ki? Kim kulandigi alkol ya da uyusturucu ile basari yakalamis, eski gunlerine donebilmis ki? Tabii, cogu sanatci gibi, yalnizlik da, bu sorunlarin basinda gelen ve cozulmesi zor olan bir durum olabilirdi. Hepimiz biliyoruz ki, kim olursa olsun, belli bir une kavustuktan sonra, istedigi seyleri yapamayan, sokakta rahat yuruyemeyen, en basit bir restaurantta bile rahatca yemek yiyemeyen kisiler oluyor sanatcilar. Bir zaman sonra da, bakiyorlar ki, toplumdan uzaklasmis ve kendi baslarina kalmislar. Bu da, onlari, psikolojik sorunlara itiyor haliyle. Tum bu yanlizigi, alkol ve uyusturucuda aramak, bir nevi caresizlik ve zayiflik olarak gorunse de, profesyonel destek almamak, yaninda, ona destek verecek birilerinin olmasi da bu sonu hazirliyor bir sekilde demek ki. Cok aci ve dramatik bir olay.

Whitney Houston... Arkasinda, beraber pek cok seyi paylastigi, 18 yasindaki kizini, sevenlerini birakarak, aramizdan ayrildi. Neredeyse, butun sarkilarini dinledigim ve bildigim, soyledigim Whitney Houston'a veda zamani artik. Su anda Grammy Odul Toreni basladi. Bruce Springsteen acilis sarkisini soyluyor. Yasasaydi, O da burada olacakti.

Huzur icinde yat Whitney Houston. Mekanin cennet olsun. Bize biraktigin sarkilar ve buyuleyici sesin icin tesekkur ederim. Tanrim, kardesimiz Whitney Houston'i bizimle paylastigin icin tesekkur ederiz...

HAMIS : Hayatta hicbirsey,kendi hayatimiz kadar degerli degildir...